Topluluğun Gücü ve Digg’i Dizgine Getirişi

İki gündür eğlenceli ve düşündürücü bir çalışmayı izliyordum; hedef hepimizin bildiği Digg sitesi idi. Kullanıcıların yarattığı bir içerik seli ile büyük çapta bir içerik yayımcısı sayılan, yenilikleri takip eden Digg, ifade özgürlüğü ile muhafazakar tutumunda değişiklik yaptı.

Konu, birkaç gün önce, Digg sitesinde belirmeye başlayan 16 basamaklı heksadesimal formatta bir kod dizisinin haber olarak ortaya çıkmasıyla başladı. Başlarda 15 binin üzerinde kullanıcıdan oy alan bir site olan http://09-f9-11-02-9d-74-e3-….com sitesi kısa sürede DMCA tarafından gelen bir yazıyla Digg tarafından siteden ihraç edildi ve hakkındaki tüm içerik silindi. Bu 16 rakamın sırrı, yeni çıkmakta olan HD-DVD işleme şifresiydi ve hızlıca açığa çıkmıştı. Bu silinmeyi fark eden tüm kullanıcılar, Free Kevin hareketindeki gibi bir üye seli ile binlerce haber girerek bu kodun tekrar siteye eklenmesini sağladılar.

Bu tür bir sansürlemenin sonucunun böyle oalcağını tahmin edemeyen Digg yönetimi, sürekli ilgili başlıkları silmekten sıkılmış olacak ki şirket CEO’su Jay Adelson bir yanıt yazarak Digg kullanıcılarının böyle bir girişime sessiz kalmayarak müdahalesiz yayın isteklerine hak vermiş; Kevin Rose da yine aynı kurumsal blogda bir yazıyla yapmış oldukları sansürleyici tavrı an itibariyle terk ettiklerini, artık benzer bir başlığın kesinlikle silinmeyeceğini belirtmiş.

Web2.0′ın katılımcı gücüyle değişebilen bir araç olduğu bir kez daha ispatlanmış oldu. Digg, ısrarla DMCA’nın silme talebini sürdürmeye devam etseydi büyük ihtimalle büyük bir üye kitlesini kaybedecek, aynı zamanda bu kitlenin mesaj, yorum ve haber bombardımanı altında bir hayli zayıflayacaktı. Bundan da kötüsü, yaratacağı olumsuz sansrleyici izlenim olacaktı ki, bu da Web2.0 gibi yenilikçiliğin ön planda olduğu bir ortamda bir markanın silinmesine sahi sebep olabilirdi.

DMCA’nın da daha esnek olmayı, bu tür haber veren ortamların sorumlu tutulmaması gerektiğini, o çok sakındıkları kod dizisini de daha iyi saklamayı öğrenmeleri gerektiğini öğrenmesi gerek. Nasreddin Hoca testi su yoluna gitmeden cezasını vermeyi uygun görmüş, DMCA ise daha testinin kırılma düşüncesi belirdiğinde sansürlemeyi uygun görüyor. Benzer tatsız bulutlar da bizim nadide sitemiz ekşi sözlük‘ün başından ayrılmıyor. Sözlüğe dava açılmadan , şikayet edip kapatılma talebi olmadan geçen bir mevsim oluyor mu, meraktayım.  Mahkemelerin de konu hakkındaki deneyimsizliği, telekom’un da bu yasaklayıcı tutumu sadece DNS modifikasyonuyla halledilebileceğini sanması zaten yeterince komik oluyor. Bunun üzerine şikayet sahibinin (genellikle de belirli bir olgunluğa sahip olamayan pop camiasından olan sanatçı kesim) özgür düşünceye ve ifade özgürlüğüne bu şekilde tepki koyması, bu (sözde) sanatçı kesiminin aslında ne kadar da çıkar odaklı, fikre değer vermeyen insanlar olduğunu ortaya koyuyor. Peki benim kendisi hakkındaki yorumlarımı sansürleyen bu kişilerin haklarını ben korumalı mıyım, onların korsana karşı (çıkar odaklı) savaşını desteklemeli miyim diye düşünmeden edemiyorum.

Yasaların internet’in gücüne ve özgürlük isteğine yetişebilmesi pek kolay değil. Bu ülkemizde de, ifade özgürlüğünü o kadar savunduğunu iddia eden Amerika’da da geçerli bir durum belli ki.

Share/Save/Bookmark

Leave a Reply


WP-Definitions