Müşteri Kültürü
Birçok alanda olduğu gibi web sektöründe de müşteri çeşit çeşit. İyisi de var, kötüsü de var, bilgisizi de var. Fakat bütün bu farklı müşterilerle çalışma biçimlerimiz de çeşitlilik arz ediyor.
Bir süredir yazılarımı ihmal ettiğimin farkındayım. Sebebi, hummalı bir çalışma maratonuna girmiş olmamdı. Birbirinden farklı 4-5 farklı projeye el attım, ekonomik düzenimi düzlüğe çıkarıp daha kişisel projelere ve sanata yönlenebilmek için. Henüz de bitmiş diyemem bunlara, yavaş yavaş ve azaplı bir şekilde noktalanmaya yeminliler sanki. Bunun sanırım en belirgin sebebi, müşterilerin çeşitlilik merakı. Ne kadar özgün, farklı birşey yapsanız da sizden o kadar egzantrik isteklerde bulunmasını iyi biliyorlar. Orta çaplı bir portal için kendi kodumdan uyarlamaya başladığım Sudoku oyununu ele alalım. Topu topu 10-15 günde hazırladığım bir oyundu bu. Çok basit bir şekilde bir sudoku üreten programın ürettiği data’ları veritabanına dump ediyor, sade ve basit (CSS & XHTML tabii ki) bir arabirimle bu oyunları sunuyor, AJAX ile de gerekli bilgi akışı ve kontroller sağlanıyor, güvenliğinde de SHA1 kriptolojisinden faydalanıyordum. Ne kadar karışık olabilir ki? Lokalimde 15 günde çalışır bir versiyonunu hazırlamıştım yazın, kişisel meraktan.
Sonradan bir portal, bunu kendi bünyesinde işletmek istedi; bana da keyifli geldi, zaten yapmış, bitirmiş olduğum bir kodu biraz değiştirip verecek, karşılığında da fena sayılamyan bir ücret alacaktım. Kısa sürelik bir çalışma için makul gözüküyordu. Ama nereden bilebilirdim ki, söz konusu ortamda işlerin arap saçından öte olduğunu, insanların önce karışıklık ve dert yaratarak, sonra da bunları çözerek günlük yövmiyelerini kazandıklarını. Basit bir WinLAMP (Apache+MySQL+PHP) kurulumu üzerinde 10 dakikada çalışır olan oyunum, araya giren veritabanı yöneticisi, güvenlik danışmanı, pazarlama sorumlusu ve proje yöneticisi gibi sıfatlarla 6 ayda çalışmaz hale sokulabildi. Önce web’deki TÜM alternatifleri zaten ücretsiz olan, stratejik olarak da ücretsiz olmasının müşterilerini daha memnun eden oyunum, pazarlama sorumlusu tarafından kontürlü yapıldı. Zeka oyunlarına da ücret kesilebildiğini görmüş olduk. Ardından söz konusu portal’in sistemi tamamen .net olduğundan, PHP’de yazmış olduğum kodlar için IIS üzerinde PHP çalıştırmanın dertlerini gördüm, lokalde çalışacak bir test server’ını bile 2 saatte live edemediler. Müdahale şans ve hakkım olmadığı için içimden kafamı duvarlara vurarak çabalanmalarını seyrettim. Zaten sadece benim oyunum çalıştığı folder’a vereceği bir yazma iznini vermemek için saatler çabaladıktan sonra bunu yapabileceğini fark eden kişinin, bunu kasti yapıp yapmadığını henüz anlayabilmiş değilim. Infrastructure’un yapılanmasının garipliği, kolaylıkla kısıtlı yetkide kullanıcı yaratıp gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra bunun kaldırılmasını olanaksız kılıyordu. Kullandıkları .net sistemi, ama yetkiler ve kullanıcılar üzerine hiç çalışılmamış olması, iç yapılanmanın harici bir kaynakla (bu ben oluyorum) ilişkisini 10 kat zorlaştırdı. Bu sorunu da bir şekilde bertaraf ettikten sonra kendi üyelik sistemlerine uyumluluk istediler. Burada bana verebildikleri iki bilgi vardı, kullanıcıya ait unique bir nick ve kaç kontürü kaldığı. İyi güzel diyoruz, unique nick olayını da doğru algılamışlar mı anlayamadım. ‘Ahmet Mehmet’ olan bir üye ismi sanitized (tekil ve sabitleşmiş, kısıtlı karakter tablosuna indirgenmiş hali) olarak bana a.mehmet oalrak gelmek yerine tam açılımyla geldiğini 2 saat kendi üyelik sistemimde hata arayarak debelendikten sonra fark ettiğimde kafamı portal’in network switch kutusuna geçirmek üzereydim; tabii normal insanlar sakin bir Cem’den fazlasını göremiyordu. Evet arkadaşlar neymiş, Ders 1: Gelen verilerin doğruluğuna ASLA güvenmeyeceksiniz. Peki nasıl böyle bir üyelik sistemi olabilir ki? Ondan öte, madem böyle harici projelerle çalışma öngörülüyor; NEDEN bunun için çok basit bir framework ya da API hazırlanmıyor. Yapacakalrı topu topu oturup sağlam ve ölçeklenebilir bir library yazmak. Böyle bir library’yi ve temel birkaç script’i verseler, hem kendi, hem de benim sinirlerimi korumuş olmazlar mı?
Aslında bu yazının amacı, yaşadığım can sıkıcı deneyimleri paylaşmak değildi. Laf lafı açıyor ya… Müşterilerin bekledikleri kadar esnek yapılar oluşturmanın, gerçek projenin en az 5-10 katı bir emeğe sebep olduğunu üretmekte olduğum diğer bir oyun projesi halen vurgulamakta. Müşterilerin bu noktada fark etmedikleri ve etmek istemedikleri kısıtlamalarla boğuşmak, diğer bir karın ağrısı zaten. Flash Player’ın browser içi kullanımında ciddi bir hız kaybı yaşattığı, zamana karşı yarış olan oyuna 3-5 ağaç, birkaç engel koymanın sadece matematiksel hesabının zaten flash’ı yeterince şişirdiğini, Flash’ın 3 boyutlu matematikle arasının iyi olamdığını ve koordinat sisteminin temelinin 2 boyutluya dayandığı için bunları da benim yazmam gerektiğini ve herşeyden önce bu işi istenilen zamanda ve ek ücretlendirmeler ile motivasyon takviyesi yapılmadan nasıl yapılabileceğini henüz kestirebilmiş değilim. Ama bu iş de, diğeri gibi ciddi bir deneyim kazandırdı bana; müşteri taleplerine olabilir belki, yapabilirim sanırsam diye cevap vermemek gerektiğini. Asla amatrör ruhlu olmamak gerekiyor böyle durumlarda. Sonuçta nihai müşteri bunun sayesinde marka kimliğini güçlendirmekte kullanacaksa ve ticaretine ek değer katacaksa, bunun bedeli benim yıpranan sinirlerim olmamalı, çabalarımın karşılığını son kuruşuna kadar ödemeli. Bu tür projelerde buna dikkat etmenizi öneririm. Öenmli olan müşterinin projesi değildir, insanın sinirleri ve motivasyonu yıprandı mı zaten o projenin manası kalmaz, bir eziyete dönüşür. Üreten kişi, bozuk kullanılan iletişim kanallarından aldığı negatif enerjiyi doğrudan projeye yansıtır ve tasarımda işi yormak, resimde rengi çamurlaştırmak olarak adlandırdığımız noktaya gelir, işin tazeliği yok olmuştur artık.
Müşteri Kültürü demiştim, değil mi? Bu, gerçekten çok farklılık yaratıyor. Müşterimin basılı reklamlarla paralel açılsın sitemiz ricası üzerine namus meselesi yaptığım ve dün sabah 05′te live ettiğim bir site, rPresenter. Tasarım anlayışı olarak da, kendi izleyicisine ne vermek istediğini bildiği için de gerçekten çok keyif alarak yaptığım bir proje idi. Başlangıçta kendisini MSN üzerinden tanıdığım bir arkadaşın biraz paslaması, biraz ortak olmasıyla başlayan, yarı yolda oynaklığı ve toyluğu yüzünden birazcık tehlikeye girmiş olan bir flash galeri projesi. Müşteri tarafında çok rahat ve güven telkin eden bir iletişimciyle sallantıya giren bu projeyi temiz bir şekilde yaptık. Bugün başka bir sebeple hazır ofislerinin yakınındayım, bir uğrayayım dedim ve çok hoş bir süprizle karşılaştım! Web sitesinin açılışı için ofis içi şampanya patlatmalı minik bir kokteyl hazırlamışlar. Çok sıcak, çok keyif veren, bir anda koltuklarımı kabartan bir durum oldu. Yaptığım iş, buradaki insanları mutlu etmişti. Ajans yöneticisi Nihan Hanım’ın, daha önceden yaşadığı tatsız deneyimlerden dolayı süreç boyunca endişe duyduğunu hissediyordum. Zaten isteğim, böyle ince nosyonlara değer veren bir müşterinin, piyasadaki tatsızlıklar yüzünden bu alandan iyice soğumamasını sağlamaktı biraz da. Kokteylde, siteye çalışmalarını eklediğim bir fotoğrafçıyla da tanışmış oldum, Defne Sesin Okay. Keyifli, biranın köpüğünü seven, burçlarla ilgili ve ışık tutkunu bir insan. Güzel olan, sadece bu müşterimin işini yapmam değil, işin parçası olan insanlarla, fotoğraflarını dijital dosya olarak gördüğüm fotoğrafçıları da görmüş, tanımış olmak. Sonuçta salt bilgisayar başında çalıan bir insan olduğunuzda, insan ilişkilerini özler oluyorsunuz, herşey birer veri dosyasından ibaretmiş gibi geliyor size. Tasarıma değer veren, kaliteliyi isteyen ve gören bir müşteriyle yapılan çalışma üzerine geçirilen 2 saatlik bir kokteyl, çok keyifli bir tebessüm sağlıyor insana. Umut ederim ki böyle ince değerleri bilen ve yapılan işten ötesini görebilen, vizyon sahibi müşteriler çoğalsın, daha sıklıkla karşımıza çıksın.
Sanırım fark anlaşılıyor, bir tarafta sadece işe değer veriliyor ve insan ‘replaceable asset’ (değiştirilebilir kaynak) olarak görülüyor, diğer tarafta ise insan ve insancıl ilişkiler işin özünü oluşturuyor. Yarattığı fark da ortada; birinden bezgin düşüyorsunuz, diğerinden ürettiğinizden mutluluk duyan insanları görüp motive oluyorsunuz. İşi sadece dead-line’lara iş yetiştirmek ve aslında urban yapı içerisinde eriyip gitmek olan iş verenlere ithaf olunur.