Laptop’u Kendimden Nasıl Korurum?
Uzun süredir almayı istediğim, ama sürekli de ileri atmak istediğim laptop’u, yeni işimin gereksinimi vesilesiyle edindim. Ama laptop teknolojisine uzak, masaüstü sistemlerin genişleme avantajına derinden bağlı birisi olarak haliyle ilk günden problemler yaşadım. Bunları aşarken yeni birşeyler öğrenmek hoş oldu…
Uzunca bir süredir evimin bilgisayar odası ile artık moleküler düzeyde bağlar kurmaya başlayan bilgisayarımın, 6 senelik bir sürekli çalışma sürecinden sonra izin vermediğim halde emekliye ayrılmayı tercih etmesi herşeyin başlangıcıydı. Bir süredir ara ara tokatlarla çalışan harddisk’lerden mi yoksa sürekli söke taka yalama olmuş IDE portlarından mı, yoksa artık sayısı 10′u geçen çeşitli fan ve bilimum eklediğim, sonra da içeride takılı kalan ek parçadan mı dem vurayım, bilemiyorum. Sonuçta üzerinde 8 disk, sürekli takılı 6 USB cihaz, yılbaşında ihtiyaçtan almak zorunda kaldığım Dexonic SATA disk array 480 watt’lık PSU’dan epey besleniyordu. Tüm fanları açmadığım halde bilgisayardan yükselen ses, ufak çapta bir jet motoru sesindeydi. Grafik kartının, kartın 4-5 katı ağırlığındaki pasif soğutması olduğu halde, CPU için benzer bir düşük devirli, iri göbekli fan olduğu halde bilgisayarın içinde biriken tozun haddi hesabı yoktu. Yine de AMD2000 CPU ve 1 GByte Ram ile bunca sene beni üzmeden işini tıkır tıkır yaptı, onlarca video, sayısını hatırlamadığım web sitesi, proje, tasarım çalışmalarımı gıkını çıkarmadan yapmamda yardımcı oldu.
Son döneminde, artık çeşitli kazalarla birlikte başladığımız yolda sona yaklaştığımızı bana işaret eder gibiydi. Yılbaşında disk array’i takarak onu, olmadığı bir boyuta taşımak isteyişime, çalışma disk’imi uçurarak kaldıramadığını göstermişti. Ben de o günden beri, disk array’deki dosyalara ihtiyaç duyduğumda dosyaları ide disklere kopyalar, array’i hem disklerin ömrünü yüksek tutmak, hem de array’in sebep olduğu ek fan sesinden de kurtulmak için array’i hemen kapatır oldum.
Başlamış olduğum işin gerekliliği olduğundan bir laptop almaya karar vermem de sancılı bir süreç oldu; zira aslında laptop’larda uygun seçenek olmaması, beni her zaman soğutmuştu. Bütçeniz dahilinde yüksek performanslı, hafif, ama aynı zamanda ekranda darlık hissini kapılamyacağınız bir laptop seçmek bir hayli zor. 20″ CRT ekranla çalışmaya alışık birisi için 12″ ekranlar, hesap makinası gibi kalıyor. Ama boynumdaki sinirlere 2.5 kilo yük yükleyerek kalıcı bir tahribat oluşması beni korkutuyordu. Lise ve üniversite döneminde yanımdan hiç ayrılmayan sırt çantalarının içine yığılan bir sürü yük, zamanla boyun sinirlerimi haylica üzmüştü. Aynısını bir laptop’un yapması, hiç hoşuma gitmez, bu yüzden de kısa sürede soğuyarak teknolojiyi yanımda taşımak istemeyebilirdim. Hafif laptop’ların aslında sadece ofis iletişim aracı olduğunu fark etmemle sadce ihtiyacıma odaklanmalıyım düşüncesi paralel oluştu ve ksıa sürede 12″ kulvarını terk ettim. Diğer uçta da güçlü canavarlar vardı, Asus VX1 gibi, Sony Vaio gibi… Ama onların da bütçenin bir hayli dışında olduğunu kolaylıkla görebiliyordum. Her ne kadar Sony’den artık hoşlanmayan birisi olsam da Vaio’nun şıklığı göz alıcıydı. Bir süredir İş Bankası’nın çekilişinde denk düşüremediğim, ama işimin önüme koyduğu laptop olan HP / Compaq nc8430 tam misafir umduğunu değil, bulduğunu yer sözünü hatırlatırcasına karşıma çıktı. Özelliklerine şöyle bir göz atınca, ideal olmayan, ama işimi pekala görecek bir model olmasıyla kaç gündür yaptığım araştırmanın sonuna geldiğimi müjdeledi. Açıkçası, sürekli farklı modeller arasında gidip gelip karar veremek zor bir yük. Gerçekten alıcı gözle bakınca insan epeyce ince eliyor haliyle.
İlk günden sinirimi bozmayı başardı HP; daha önce de yakın bir dostuma aldığım HP’nin serviste 1 ay beklemesi, beni bu markadan ciddi soğutmuştu zaten. nc8430′u alıp da eve gelip kurcalamaya başladığımda dayatılan işletim sistemi olan WindowsXP Home Edition -hele hele türkçe ise- çekemeyeceğim bir durum idi. İnsan hangi düzenle rahat çalışmaya alışmışsa, onu sürdürmeli. Uzun süre bilgisayarla çalışan her insanın işletim sistemini kurarken kendince ince ayarları, düzenlemeleri vardır. Ben de türkçe işletim sistemine tahammül edemiyorum. Sebebi de işimin sürekli ingilizce olmasından, türkçe işletim sisteminde her menüyü, her opsiyonu beynimde düşünerek okuma gerekliliği. İngilizce’de 2-3 kelime göünce ne demek istediğini anladığınız için, sistem mesajlarında tüm metni okumanıza gerek kalmıyor, hemen isteğinize uygun opsiyonu seçebiliyorsunuz. Haliyle sürekli çalışacağım bilgisayarın da bana uyumlu olması için hemen Windows XP Professional kurmaya niyetlendim. Kısa sürede, karşımdaki aletin, amsaüstü sistemler kadar pratik kurulamadığını öğrendim. Yeni sistem kurmak istediğimde sistemin bootta SATA diski native modda tanımaması problemi yüzünden umudum kırılmıştı; nasılsa sistem kurmak çocuk oyuncağı edasıyla kendimden emin wipe ederek uçurduğum partition, Windows XP kurulum CD’si ile görülemiyordu. Elimde de laptop’a ait orjinal CD’leri olmadığı için (ancak hafta içi elime geçecekti) öylece kala kaldım. Eşimin IBM Touchpad’ini zaten kaç gündür işgal ediyordum, laptop gelikten sonra da bir gece işgal ettim. HP’nin kendi sitesinde epeyce aranıp taradım; ihtiyacım olan bu laptop’un SATA diskini Windows XP kurulumda göstertebilmek. Bunun için de kurulumda F6 ile disk diriver’ını yükletmek gelmişti aklıma. Fakat niyeyse koskoca HP, sattıkalrı üründen habersiz ki, disket sürücüsü olmayan bir laptop’un SATA driver’ını floppy image olarak sunmuş. Klasik de .img dosyası falan değil, kendi kendine diske yazan bir .exe halinde. İçerdeki masaüstü makinam zaten çalışmyordu, eşimin laptopunda disket sürücüsü yok, bu yeni HP’de de. Kara kara düşündüm, ben bu driver’ı nasıl elde edeceğim diye. Bu arada HP’nin mesaj panolarını karıştırırken birinin mesajında native SATA’yı kapattıktan sonra kurulumun yapılabileceğini, sonra da birkaç trikle tekrar açılarak kullanılabileceğini okudum ve hemen uyguladım. Sonucunda MSN’deki bir arkadaşımın da (tnx Ragnor) yardımıyla bu .exe’yi açıp, gerekli driver’ı kullanarak sistemi sonunda kurdum.
Karşımda pırıl pırıl bir laptop, üzerinde de tertemiz bir Windows var. Ne ala! Kendimi bildiğimden bu sistemi her seferinde sil baştan kurmamak için desktopta hep amaçladığım, ama kendimi kaptırıp bir türlü yapamadığım kurulum ertesi backup hayalimi laptop için yapabilir miyim diye düşündüm. HP’nin sunmuş olduğu bir backup yazılımı vardı, sistemi uçurmadan kuruluydu zaten makinada. Sitesinde de gördüğüm bu programı indirdim ve kurdum. Yaptığı, kurulum partition’unu görünmez bir folder’a yedeklemek. Tabii disk alanıyla sınırlısınız ve yedekleme de Windows açıldıktan sonra yapıldığı için sistem uçtuğunda bir manası olmuyor bu yöntemin. Olsa olsa bir ofis laptop’unu belli aralıklarla default bir düzene geri getirmek için kullanılabilir. Bu yüzden acilen eski CD’lerimde yer alan Norton Ghost’un 8.0 versiyonunu kurmayı düşündüm. Ama bu da kolay olmayacaktı. Ne floppy vardı bu laptop’ta, ne de PCMCIA floppy’mi takmak için PCMCIA yuvası. Sanırım HP, artık PCMCIA’nin de tarihe karışacağını kabul etmiş, onun yerine sadece SD / MMC kart slotu koymuşlar. Aklıma Damn Small Linux kurulumlarının kullandığı metodu izlemek geldi. Elimde 2 tane flashdisk vardı, pekala bu amaç için bunlardan birini kullanabilirdim. Nasılsa yeni bir BIOS vardı önümde, USB Flashdisk’lerden boot etmeyi destekliyordu. Ama flashdisk’i nasıl bootable yapacağım sorusu vardı kafamda. Onun da çözümü kolaydı aslında bir DOS 6.22 image dosyasından dosyaları flashdiske atmak gerekiyordu, sonra da Norton Ghost’u tabii ki. http://h18000.www1.hp.com/support/files/serveroptions/us/download/23839.html adresindeki HP Drive Key Boot Utility programı ile USB stick’leri bootable (command.com gibi dosyaları da dahil ederek) flashdisk yaratabiliyorsunuz. Kısa bir aramadan sonra http://chitchat.at.infoseek.co.jp/vmware/vfd.html adresindeki VFD ile de .img dosyalarını sanal floppy disk olarak gösterilebileceğini buldum. Yapacağım önce flashdisk’i formatlamak, sonra DOS6.22 ‘yi flashdisk’a kopyalamak, en son olarak da Ghost’u içine atmak olmalıydı. Ama bunun yeterli olmayacağını tahmin ediyordum; bir diski bootable yapmak için boot sektörünün olması lazımdı. Bunu da http://www.nu2.nu/mkbt adresindeki boot sektörü kopyalama yazımıyla bootable bir floppy diskten ödünç alacağım boot sektörünü flashdisk’e aktararak yapabileceğimi de diğer bir sitedeki notlardan gördüm. Daha önce sadece dosya kopyalamayı denediğimde command.com’u bulamıyordu, çünkü Dos açıldığında USB diske ayrılmış bir sürücü harfi yoktu.
Çabalarımın sonunda bootable flashdiske kurduğum Ghost 8.0 ile çok temiz ve işletim sistemine bağlı kalmaksızın yedeklemeyi 2 DVDR’a yazarak gerçekleştirdim. Ghost’un en sevdiğim yanı, yedeklemeyi doğrudan CD’ye yapabilmesi. Sonraki Ghost versiyonlarında bir türlü sistemi verimli kullanmak mümkün olmadı, 8′den sonraki versiyonlar, .net üzerine aktarıldığından farklı bir yöne doğru ilerledi. Ama 8′de hala çok temel biçimde Dos’tan tüm sistemi low-level yedeklemek ve geri çağırmak pratik. Şimi aynı diske bir de linux atıp, hem DOS, hem Linux çalışan bir bootable auditor diski yapabilecek miyim, onu düşünüyorum.
December 15th, 2007 at 5:27 am
çoğu şeyi anlamama rağmen yazıyı baştan sona zevkle okudum.. okadar akıcı bir anlatım güzel yazıydı doğrusu.siz işinizi seviyorsunuz
February 10th, 2008 at 9:04 pm
teşekkür ederim…
September 21st, 2008 at 3:43 pm
merhaba, yazınızı zevkle okudum…bende aynı marka ve model laptop’uma SATA sürücülerini kuramama sorunu ile karşı karşıyayım. XP kurulumunu gerçekleştirmek için SATA Native Modu Disable konumuna getirmek zorunda kaldım. Ancak daha sonra sürücülerin Wİndows içinden nasıl kurulacağı ve SATA Native Modun nasıl açılacağını bir türlü bulamadım. Yardım edebilirseniz gerçekten çok sevinirim. Mail adresimden iletişim kurabiliriz.