ellerine sağlık mehmet; pazar akşamı yatağıma uzanmadan önce yine keyifli bir yazı okudum.
bir süredir ben de bu konuyu, özellikle de ama kopya fikirleri düşünmekteydim… günün modası yazısı üzerine düşüncelerimi burada biraz daha ele aldım, ama başından alacak olursak;
simplicity, ya da grafik tasarımsal deyişle ‘arındırmak’ bir ifadenin net ortaya konmasını ve kafa karıştırmadan katılımcıya ulaşmasını sağlayan tek önemli noktadır. bu, çoğu insanın sandığının aksine bir lüks değil gerek-şartıdır. zira ifadesi belirsiz, ne istediğini anlatmayan bir ara-yüzü olan ürün/obje boşlukta asılı durur ve amacına, yani kullanılmasına olanak vermez. web gibi bir mecrada, kolaylıkla yapılabilen bir hata, nasılsa farklı istatistikler, linkler, bilgi yığınları kolay yapılıyor/ekleniyor diye her şeyin doldurulması ve sitenin esas amacına, sözüne uygun olmayan birçok şaşırtıcı bilginin de eklenmesi. halihazırda bu tür şişirmeleri isteyen birkaç müşterim elbette var ve istemesem de elbette isteklerine yanıt vermek durumundayım. o da olsun, rakipte şu bu o da var, animasyon da olsun, güzel de bir introsu olsun diye aslında türk pazarı mantığında ondan da koy, bundan da koy şeklinde parasını düşüncesine göre en verimli = en çok opsiyonu bir arada alma düşüncesiyle yola çıkan bu müşterileri eğitmek kolay bir iş değil tabii ki. ama yapmamız gereken de aslıdna tam anlamıyla bu; neyin kendisi için gerekli, neyin fuzuli olduğunu biz göstermezsek müşteriye, bunun bilgisini vermezsek bu böyle sürüp gider. biz istediğimiz kadar bunun teorisini yapalım, kuramlarını tartışalım, müşteri parayı bastırır ve istediğini şımarık bir çocuk edasıyla alır. bunun için de gerekirse sizi değil, başkasını tercih edebilir. bu yüzden amacını ve isteklerini net tanımlayabilen müşteriyi biraz da bizim yontmamız, oluşturmamız bir gereklilik.
konuya dönersek; ’simplicity is everything’ deyişi, her kalitesi ve çizgisi oturmuş tasarımcının hoşuna gidendir. çünkü başarılı tasarım en net, en yalın tasarımdır. bir web projesi ya da girişimi tasarlarken yalın ve zekice gizlenmiş fonksiyonalite, o projenin başarısını sağlar. web2.0′dan da benim anladığım zaten bu. haliyle bunun üretim aşamasında getireceği yük, klasik bir klon siteden çok daha fazladır veolmalıdır da. ürününüzü/projenizi/girişiminizi diğerlerinden ayırd edecek olan da bu başarılı ve ince düşünülmüş pratik fonksiyonsal düzenlemelerdir. geçen hafta yaptığım bir online alışverişte bu fonksiyonalite eksiklikleri, beni elektronik ticaretten soğutmaya yetti. günümüzde türk e-girişimlerinde en önemli problem bence yeterince derin düşünülmeyen projeler.
bütün bunların yanı sıra, klonlama, yani bir fikir alıp aynen yerlisini türetme hastalığı ciddi biçimde boş işlerle uğraştığımızın göstergesi bence. yeni bir fikir, yeni bir proje veya girişimi inanarak yapılmıyorsa, sadece popüler oldu diye o popülerlikten geçinerek aslında popülerizm sülüklüğü yapılıyorsa bence harcanan emeğe de paraya da yazık. belki kazanılacak popülerlik, girişimciye yalancı bir rüyaya inanmasını sağlar; bir süreliğine. ama bir süre sonra konuya olan ilgi azaldığında klon site de sonsuz boyuttaki bu sanal çöplüğe doğru yol almaya başlar. zaten devasa olan bu sanal dünya, aslında çöpleri üzerine kurulan, sürekli sağlam temeller bulmaya başlayan bir yapı değil mi? gerçekten derin düşünerek kara parçasına temelini atmayı başaranlar ayakta kalabiliyor, ama zemin etüdünü iyi yapmadan hemen oraya bir bina inşa etmeye çalışanlar, sadece çöp yığınını daha da büyütüyor.
tabii ki bir sitenin verdiği eğlence, onun biraz daha uzun süre ayakta kalabilmesini sağlıyor. sonuçta biraz da eğlence için vakit harcamıyor muyuz hepimiz? ama sırf eğlence olsun diye orjinalinden yüzlerce kat zayıf projeler mantar gibi türüyor; bunlardan sonuncusu aslında sevdiğim bir komedyen/showman olan Beyaz‘ın dahil olduğu pikniktube. tasarım ve logosu dahil, youtube’un bir sülüğü olan bu site, Kanal D gibi bir medya devini de arkasına alarak günlük eğlence öğünümüze alternatif olmayı amaçlamış. Ama Beyaz’ın özgünlüğü, taklit bir site ve logo ile ciddi anlamda kirlenmekte. Benzer şekilde mantar gibi türeyen YouTube klonları olan Videbu, İzlebe, İzlesene diyerek uzayıp giden bu listeye neredeyse her hafta yenileri eklenmekte. Ama niyeyse altyapısını karşılayacak bütçe, farklılık yaratacak fikirler, özgün bir video player hiçbirinde yok. Benzer şekilde yapılan sayısız ekşi sözlük taklitlerini de düşündükçe bütün bunlar bana, toplum olarak üretmekten ne kadar yetersiz kaldığımızı gösteriyor. Yeni fikir üretmeye, yeni bir proje oluşturmaya bu kadar mı aciz kaldık? Hadi, yeni fikir üretemedik, var olan fikirleri farklı bir bakış açısıyla ele alarak daha iyisini yapmak, projemize inancımızı göstermez mi? Sadece zayıf bir kopya olan bir siteyi yapmak, sanal çöplüğe atılan başka bir hurdadan başka bir şey değil mi? Tek geçerli olan aman hemen taklidini yapayımda satayıp para kazanayım düşüncesi mi?
tasarım, sadece sitenin görselinde değil, projenin fikir aşamasından başlayarak sonuna kadar yapılması şart. tasarım, sadece görsellik değildir; fonksiyonalite, pratiklik, tercih edilebilirlik, üretim aşamalarının her birinde yoğun bir analiz, tasarım, test ve geliştirme süreci gereklidir. programcı bu şekilde olur dediği için sınırlandırılan o kadar çok proje var ki… imkanların sonsuz olduğu bir ortamda kendimize imkansızlıklardan duvarlar örüyoruz. ve sonuçta da çok uzağa varamayacak, tavuk suyunun suyunun suyu çorbasındaki gibi cılız bir projeyle ne kazanabiliriz diye düşünüyoruz. iddialı bir proje üretmedikten, alternatif bir bakış açısı sunmadıktan sonra on ya da yüz kopyası olmuş ne fark eder? Baudrillard, kopyanın sadece orjinale hizmet ettiğini, orjinalinin değerini artırdığını söyler. Yapılacak her taklit proje, akıllardaki orjinalinin ismini daha pekiştirir.