hakkımda…
80′li yılların sonunda (Almanya’da yaşadığımız sıralar) bilgisayarla alışveriş merkezlerinde insanların kullanımına açılan bilgisayarlarda (Commodore 64 ve MSX) program yazan kişileri görerek içime düşen dijital kurt, Türkiye’ye döndükten sonra da yakamı bırakmayacaktı. Lise dönemimde evde hobi amaçlı elektronik devreler yaparak bilgisayarın temel taşlarını öğrenmeye başladığımdan olsa gerek, ailem beni Elektronik üzerine eğitim veren Meslek Lisesi’ne gönderdi. Okulun son yılında da nihayet bilgisayar ateşim, babamın THY’de çalışmasının getirdiği ücretsiz bilet imkanıyla uçağa atlayıp bir gecede çantasında bir Amiga 500 getirmesiyle sakinleştirildi; ama artık çok daha derinden bir ateş yanmaya başlamıştı. Bilgisayara kavuşunca zaten elektronik merakım da söndüğü için sabahlara kadar 72″ ekran televizyon karşısında geçireceğim günler başlamış oldu. ‘89-’93 aralığında kendimi yoğun bir şekilde demoscene ortamına adadım. Bir araya geldiğimiz birkaç arkadaşla Zombie Boys (sonradan ismi Bronx oldu) adı altında assembler (en temel seviye bilgisayar lisanı) dilinde hazırladığımız demoları dağıtıyor, 80′li yılların ülkemize yansıyan ruhunun son demlerinin keyfini çıkarıyorduk. Amiga Dünyası isimli bir dergide köşe yazarlığı ve çeviri yaparken hem 8 bitin eğlencesini çıkarıyor, hem de az az para kazanmaya başlıyorduk. Video stüdyoları için bir hesaplama aracı ve assembler’da başladığım Brain Damage isimli satılamayacağından bitemeyen bir beceri oyunu, bu dönemde yaptıklarım arasında. Sevdiğim bir arkadaş olan Fisherking ile Rocka Rolla BBS ‘inin temellerini atmaya başladık; Vigo projeye dahil olarak bunu dönemin en canavar ortamı haline getirdi, 4 hat ve 1.2 GB dosya arşivi ile .
Bu sıralar, dahil olduğum bu kreatif ortamın ve çocukluğumda etkilendiğim aile bireylerinin (amcalarım ressam ve fotoğrafçı olunca etkileniyor insan) etkisiyle eğitimimi elektronik alanından tasarıma kaydırmaya karar verdim ve bunun için 4 sene sürecek bir çalışma sürecine girdim; haliyle matematiksel bir alandan sanatla ilgili bir alana geçmek, hem ciddi bir meydan okumaydı, hem de bakış açımın değişmesi idi.
Amiga’yı üreten Commodore şirketinin de batmasıyla tutkum da birdenbire mezara gömüldü. Aynı zamanda güzel sanatlara girdikten sonra, ilgim iyice sanata kaymaya başladı. Belki maymun iştahlılık denebilir buna, ama bilmek, çözmek, anlamak benim en büyük tutkum olduğundan anlamadığım bir meseleyi çözmek için çok daha yoğun bir araştırma sürecim başlar. Grafik tasarım eğitimimi alırken hem bölümümdeki öğrenci ve hocalarla sanatın grafik’teki yerini zaman zaman tartıştığımız oldu; çoğu zaman ya tasarım seç, ya da sanat diye eleştirildim. Ama tasarım da bilgisel temelli birşey olduğu için sanat beni daha cezbediyordu. Tasarım, sağlıklı yürüyen, mantıklı ve duygusal bir ilişkiyse sanat benim için baştan çıkaran, göz döndüren, mistik yanıyla merak uyandıran bir olguydu. Bu yüzden bana açık yaklaşan Balkan Naci İslimyeli ve Bülent Şangar ‘ın da itmesiyle sanatsal alanda daha aktif olarak araştırmaya başladım.